7 Temmuz 2012 Cumartesi

Süryaniler: Yaşamları, İnançları ve Dilleri



Makamına oturtulmuş bir şekilde taş duvar arasına
"gömülen" dini görevlilere sahip Süryaniler....



SÜRYANİLER 
Süryaniler, köken olarak Hz. Nuh’un oğlu Sama dayanırlar. Semitik ırka mensup bu topluluğun yerleşim alanları genelde Mezopotamya bölgesidir. Bu geniş coğrafya üzerinde Beş bin yıllık gibi uzun geçmişe sahiptirler.


Elli asırlık tarihi süreçte isim değişikliğine uğradıkları söylense de, son yirmi asırdır Süryaniler diye çağırıldıkları kesindir. Kökleri bu kadar tarihi derinliklere inen Süryaniler, kültürlerini ve inançlarını korumuş, her şeye rağmen ayakta kalma başarısını göstermiş, varlıklarını günümüze kadar taşıyabilmişlerdir.


Süryani ataları Aramiler; Hiristiyanlığın, Antakya şehrine girdiği ve Hıristiyan dünyasının üç büyük kürsüsünden ilki olan Antakya Elçisel Kürsüsünün kurulduğu dönemde (M.S. 37-43) bölgede etkin durumdaydılar. Çeşitli putlara tapan Aramilerin büyük çoğunluğu, İsa Mesihin öğretisini kabul ederek Hıristiyanlığa geçiş yapmışlardır. Buna paralel olarak Arami olan isimlerini terk ederek Süryani tabirini kullanmaya ve ayni zamanda konuştukları Aramice lisanına da Süryanice demeğe başlamışlardır.


O dönemde, bölgede yeni gelişen Hıristiyanlık inancı ile Süryani ismi özdeşleşmiş, bu iki öğe halk arasında aynı anlam ve manada kullanılır olmuştu. İsa Mesihin havarileri ile bölge halkı Süryani adını o kadar benimsediler ki Antakya kilisesini bu isimle çağırmaya başlamışlar ve bu ismi Antakya Kilisesinin dini simgesi haline getirmişlerdir. Üçüncü Antakya Patriği Mor İğnatiyos Nuraninin, M.S. 107 yılında Romalılara yazdığı mektubunda görüldüğü gibi “Antakya Süryani Kilisesi” değimini kullanmıştır.


Arami Kralı V. Abgar, M.S. 34 yılında Hıristiyanlık inancını kabul ettikten sonra, Mezopotamyanın çeşitli bölgelerine elçiler göndererek, Hıristiyanlık inancının bu coğrafyada yayılmasına öncülük etmiştir. Bölge halklarının Süryanice (Aramice) konuşuyor olmaları bu süreci hızlandırmıştır.


Böylece biri diğeri ile özdeşleşmiş, ayni anlam ve manada kullanılan Hıristiyanlık inancı ile Süryanilik, kısa zamanda Mezopotamya bölgesine yayılmıştır.


Günden güne gelişen Süryaniler, yaşadıkları topraklar üzerinde kültür ve sanat alanında eşsiz eserler bırakarak bölgenin sosyal yaşamını derinden etkilemişlerdir. Birçok alim ve bilgin yetiştirerek, bölge medeniyetine yön vermişlerdir.


Süryani bilginleri, dilbilgisi, konuşma (hitabet) ve şiir gibi filoloji bilimlerine yoğunlaşmışlardır. Bunun yanında mantık, felsefe, tabiat bilimleri, matematik, astronomi, jeoloji ve tıpla uğraşmışlardır. Bu değerli bilginler, teorisel din biliminin, ahlakın, kilise ve toplum hukukunun da derinliklerine dalmış bu konularda önemli çalışmalar yapmışlardır. Uzun zamanlar toplum ve din tarihi, coğrafya, kilise müziği ve hikaye anlatma sanatına değinmişler, genel olarak insani eğitimin en bilinen alanlarını kapsamışlar, bilginin meşalesini doğu ve batı dünyasının en uzak bölgelerine taşımışlardır.
Yunan edebiyat eserleri, zenginliğine, mükemmelliğine ve üstünlüğüne rağmen her ne kadar Süryani ve Latin edebiyatı için bir model olduysa da; bir bütün olarak değerlendirildiğinde Süryani edebiyatının mükemmelliği üzerine geçememiştir.


Süryaniler, tarihlerinde Romalılar, Persler, Bizanslılar, Araplar, Moğollar ve Türkler zamanında en doğru tarihsel dökümanlara sahip olan toplumdur. M.S. 4. yüzyıl Yunanca yazan alimlerin eserleriyle çalkalanırken, Edessa (Urfa) okulu bu yazıların en seçkinlerini Süryaniceye çevirmekte gecikmemiştir. Edessa okulu Yunanca eğitimi vermeye de başlamış, 12. yüzyılın sonuna kadar olan sürede en ünlü okulları arasında yerini almıştır. Diğer bir yandan çeşitli Süryani alimleri, felsefe ve bilim kitaplarını önce Süryaniceye daha sonra Arapçaya çevirmek için büyük çabalar harcamışlardır. Bu edebi hareket ve onun etrafında gelişen çalışmalar sayesinde, asılları kaybolmuş olan Yunanca Hıristiyanlık kitapları, Süryaniceye yapılmış çevirileri sayesinde korunabilmiştir. Süryani yazarlarının ürettikleri eserler, kendi dönemlerinde adeta başvuru kaynağı olmuş ve çeşitli dillere çevrilmişlerdir.


Beş bin yıllık geçmişe sahip bu zengin kültürün mirasçıları Süryaniler, günümüzde yaklaşık olarak beş milyon tahmin edilen nüfuslarıyla Türkiye, Suriye, Irak, Lübnan, Ürdün, İsrail ve Hindistan’da yaşamaktadırlar. Ancak yirminci asrın son çeyreğinde, büyük bir bölümü Türkiye ve Ortadoğu’dan ayrılarak, başta Avrupa ve İskandinavya ülkeleri olmak üzere Amerika’ya, Avustralya’ya göç etmişlerdir.



SÜRYANİ EDEBİYATI



Süryani Edebiyatının oluşumu Hıristiyanlığın benimsenmesi ile başlamıştır. Hıristiyanlık öncesi yazılmış ve bugüne kadar ulaşabilmiş tek edebi eser, M.Ö. 681 yılında Kral Senharipin veziri olan Ahikarın yazdığı kitaptır. İçinde nasihat ve hikmet bulunan bu kitabın öykülerinin birçoğu sonraki dönemlerde eklenmiştir. Ahikarın kitabı ya bu dönemde ya da Tobiyya (Tobit) kitabının yazıldığı M.Ö. 50 yıllarında kaleme alındığı tahmin edilmektedir. Araştırmalarda Edessa (Urfa) kralları Abgarlar’ın bazı mezarlarının üzerine yazılan efsanelerle birlikte, Hıristiyanlık devrinden çok önceleri yaşamış Arami filozofu ve şairi Vafanın birkaç satırlık şiirleri de bulunmuştur. Ancak günümüze kadar korunabilmiş tüm bu kaynakların Süryani edebiyatına temel teşkil ettiğini söyleyemeyiz. Bu nedenle, Süryani edebiyatının esas olarak Hıristiyanlıktan ve Kiliseden kaynaklandığını söyleyebiliriz. 


Bu edebiyat Süryani kilise atalarının entelektüel ürünüdür ve kişilerce ezberlenmiştir. Süryani ataları Hıristiyanlığı benimserken bu yeni inanca olan gayretlerini ateşlemişler, gelecek nesillere putperestliğin tuzağı olmaması amacıyla bütün kitapları ve putperest ilmi eserlerinin kalıntılarını yok etmişlerdir. Sonraları da nesilleri ile bütünleşen Hıristiyanlığı 1. ve 2.yüzyıla taşımışlardır. Geri kalanları ise 4.yüzyılın sonları ve 5.yüzyılın başlarına kadar atalarının öğrenme aşkının yolunu izlemişlerdir. Edebiyat sanatında uzmanlaşmışlar ve harikulade edebi eserler üretmişlerdir.


Süryani bilginleri İncilin çevirisinde ve yorumlanmasında büyük çabalar sarfetmişlerdir. İlgilerini daha çok morfoloji (dilbilgisi), konuşma ve şiir gibi filoloji bilimlerine yoğunlaştırmışlardır. Bunun yanında mantık, felsefe, tabiat bilimleri, matematik, astronomi, jeoloji ve tıpla da uğraşmışlardır. Bu değerli bilginler; teorisel din biliminin, ahlakın, kilise ve toplum hukukunun da derinliklerine dalmışlar ve önemli çalışmalar yapmışlardır. Uzun zamanlar toplum ve din tarihi, kilise müziği ile uğraşmışlar ve hikaye anlatma sanatına değinmişlerdir. Genel olarak insani eğitimin en bilinen alanlarını kapsamışlardır. Bilginin meşalesini doğu ve batı dünyasının en uzak bölgelerine taşıyan birçok alim Süryanilerin arasından çıkmıştır. Yunan edebiyat eserleri, zenginliğine, mükemmelliğine ve üstünlüğüne rağmen her ne kadar Süryani ve Latin edebiyatı için bir model olduysa da; bir bütün olarak değerlendirildiğinde Süryani edebiyatının mükemmelliğinin üzerine geçememiştir.


Süryani edebiyatının karakteri İncil’e göre; ayinsel, dini, tarihi ve gelenekseldir. Süryanilerin Kutsal Kitapın korunmasında ve yayılmasında gösterdikleri mükemmellikleri, ilgili diğer yazılarda olduğu gibi İncilin çevirileri ve yorumlarının üretimine olan ilgileri ile kanıtlanmaktadır. Süryanilerin dini ayin kitapları ve birçok nesil boyunca bestelenmiş ilahileri; Hıristiyan mezhepleri arasında uzun süre dayanan dini tartışmalardaki yüksek mentalitelerine ve seçkinliklerine kanıt olarak gösterilebilir. Süryaniler, Hıristiyanlığın gizlerine yaptıkları derin etkiyle, edebiyat yeteneklerini gösteren birçok değerli dini eser vermişlerdir. Süryaniler tarihlerinde, Romalılar, Persler, Bizanslılar, Araplar, Moğollar ve Türkler zamanında en doğru tarihsel dökümanlara sahip olan toplumdur. Bununla beraber Süryani edebiyatının içinde azizlerin ve şehitlerin hayat öykülerini anlatan eserler geniş yer kaplamaktadır. M.S. 4. Yüzyıl Yunanca yazan alimlerin eserleriyle çalkalanırken Edessa Okulu bu yazıların en seçkinlerini Süryaniceye çevirmekte gecikmemiştir. Edessa Okulu Yunanca eğitimi vermeye de başlamış, 12. Yüzyılın sonuna kadar olan sürede en ünlü okulların arasında yerini almıştır. Diğer bir yandan çeşitli Süryani alimleri, felsefe ve bilim kitaplarını önce Süryaniceye daha sonra da Arapçaya çevirmek için büyük çabalar harcamışlardır.
16. yüzyıla kadar geniş ve yoğun bir konuma sahip olan Süryani edebiyatı, bu asırdan sonra tarihsel olayların etkisiyle bu genişlik ve yoğunluk özelliğini yitirmiştir. 


Tarihsel süreçte bu edebi hareket ve onun etrafında gelişen çalışmalar sayesinde, asılları kaybolmuş olan Yunanca hıristiyanlık kitapları, Süryaniceye yapılmış çevirileri sayesinde korunabilmiştir. Süryani yazarların ürettikleri eserler, kendi dönemlerinde adeta bir başvuru kaynağı olma özelliğine kavuşmuş ve başka dillere çevrilmişlerdir. Süryani edebiyatında ağırlıklı olarak her ne kadar dinsel öğeler ön plana çıksa da ilahiyat hukuku, dinsel törenlerde usül, mistizm gibi konularda da önemli eserler kaleme alınmıştır. Bunların yanında şiir, tarih ve astronomi her zaman geniş bir ilgi alanı olarak kalmıştır.

Süryanicede ilk ilahileri yazan Bardaysan (154-222), felsefe ve tarih konularında da eserler vermiştir. En ünlü kitabı “Devletlerin Kanunu” adlı eseridir. Süryanilerin Güneşi ünvanı ile anılan Mor Efremin şiirleri Süryani şiirinin eşi benzeri olmayan üstün örnekleri olarak kabul edilir. Mor Efrem üç milyona yakın şiir cümlesiyle Süryani edebiyatının en önde gelen isimlerinden olmuştur. Ayrıca bu alanda en güçlü Süryani şairlerinden olan Suruçlu Mor Yakup, Mor İshok, Bar Madeni, Abdyeşo, Mor Balay ile birlikte bir çok Süryani şairinin de ilgisini çekmiştir.

12. yüzyılda Süryanilerin büyük zekası Mor Mihoyel Rabo çok farklı konularda eserler vermiştir. En ünlü eseri ise 21 ciltten oluşan tarih kitabıdır. Mor Mihoyel Rabo bu kitabın her sayfasını üç kolona ayırmıştır. Birinci kolonda dinsel, ikinci kolonda siyasal, üçüncü kolonda da güncel olayları anlatmaktadır. Bu düzenleme sayesinde okuyucu, dinsel, siyasal ve gelişen tarihsel olayları arasındaki ilişkileri kolayca kavrayabilmektedir.
Aynı şekilde Abulfarac (Bar Habraeus) tarihi, siyasi ve dini çalışmalarının yanında dilbilim alanında da çok önemli eserler vermiştir. Bunlarla birlikte matematik ve astronomi dallarında yazılar yazmış, özellkle tip alanında Yunancadan Süryaniceye çeviriler yapmıştır. Abulfaracın en önemli eserlerinden biri “Dünyanın Kronolojik ve Politik Tarihi” adlı çalışmasıdır. Bu eser, 1945 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından Türkçeye çevirilerek basılmıştır. 1987 yılında da ikinci baskısı yapılmıştır.
Süryanilerin en fazla ilgi gösterdiği alanlardan biri de felsefedir. Rişaynolu Sargio, Urfalı Eyüp ve Abdyeşu dsavbo bu alanın önde gelen isimlerindendir. Urfalı Eyüp felsefe ve tabii ilimler alanında ansiklopediler yazarken; Sargio da Aristoteles’in eserlerini Süryaniceye çevirmiştir. En önemli eseri de Aristotelesin mantığı üzerine yazdığı eserdir.


“Doğunun Yıldızı” ünvanı ile anılan Patrik Efrem Barsavm ise 20.yüzyılda yetişen en önemli Süryani bilginlerinden biridir. Günümüze birçok önemli eser bırakmıştır. En önemli eseri ise “Berule Bdire” adlı kitabıdır.


SÜRYANİLERDE DİL

Süryanice :
Süryanice “Aramicenin Edessa diyalekti” Daniyel peygamberin peygamberliği, Matta İncili gibi kutsal Kitabın bazı bölümlerinin yazıldığı Sami dillerinden biridir.


Bazı bilim adamlarına göre dünya dillerinin en eskisidir, ama tartışmasız en eski dillerden birisidir. Kökeninin çok eskilere dayandığını gösteren ilk kanıt Tekvin 31:47 bölümünün MÖ. 1750 de bu dille yazılmış olmasıdır.
Süryanice, altı tanesi (b,g,d,k,f,t) yumuşak ve sert olmak üzere çift telefuza sahip olan ve özel işaretlerle bilinen toplam 22 harften oluşuyor.


Süryanice eski ilimlerin her türlüsünü içine alabilen, akla gelen her şeyi, her duyguyu ve düşünceyi ifade ve tasvir etmeye yeterli, kelime haznesi bakımından zengin, sözdizimi esnek, edatları bol olan son derece hoş, bir dildir. Süryanice Irak, Mezopotamya’nın Cezire ve Suriye halklarının anadiliydi. Pers krallığının içlerine kadar sızdı ve Süryanilere komşu olan farklı halklar arasında yayılmıştı.


Uzun yıllar yakın doğu ülkelerinin resmi dili olarak kaldı. Mısır, Küçük Asya ve Arabistan yarımadasının kuzeyine kadar yayılmıştı. Bazı kişilerin çabasıyla yayıldığı Çinin güneyi ile Hindistanın Malabar bölgesindeki kiliselerde hala kullanılmaktadır. 7. yüzyılın sonları ile 8. yüzyılın başlarında Arapça’nın rakip dil olarak ortaya çıkışına kadar çok geniş bir kullanıma sahipti. Bu dönemden sonra şehirlerdeki kullanım gittikçe azalmış sadece köy ve dağlık bölgelerde kullanılır olmuştu. Buna rağmen hala birçok yazar ve bilim adamı tarafından kullanılmaktadır.


Bu dilin en güzel kullanıldığı yerler, Edessa (Urfa), Harran, Humus, Apamea ve Suriye dolaylarıdır. Harranlı putperestler 9.yüzyılın sonlarına kadar bu dille yazıyorlardı. Bu dil 13.yüzyılın sonlarına kadar Cezirenin birçok bölgesiyle Ermenistanda yaygın bir şekilde kullanılmaktaydı.


Meryemana, Rab İsa Mesih ve öğrencilerinin bu dili kullanması, onun diğer bütün dillerden üstün olduğunu görmek açısından yeterli olsa gerek. Kilise ayinlerinde kullanılan ilk dildir. Yunanca eserleri Süryaniceye, Süryaniceden de Arapçaya çeviren Süryanilerin bu konuda övgüye değer katkıları olmuştur. Hala ibadetlerde kullanılan dildir.


Altıncı yüzyılın başlarında Süryanice kullanıldığı coğrafyaya göre yazı şekli ve telefuz açısından Doğu ve Batı Süryanicesi olarak iki kola “dialekt” ayrıldı. Suriye dolaylarında konuşulana Batı, Mezopotamya, Irak ve Azarbeycanda konuşulana da Doğu dialekti adı verildi.
Bu dilde elimize ulaşan en önemli eserler, Tevrat ve İncilin Pşittoya göre çevirileridir. Bu dil, ayrıldığı diyalektlerde meydana gelen değişiklikler müstesna kabul edilirse, oluşumundan bu yana önemli bir değişikliğe uğramamıştır. Eski Ahitin bu dilde yazılmış pasajları ile Filozof Vafanın şiirinden kalan bölümler, bugün kullanılan dilin geçmiştekiyle ayni olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte Tikritli Antoniusun belirttiği gibi bazılarının kullanışsız gördüğü bazı sözcükler zamanla unutulmuş ve Bertellolu Yakuba göre de bugün yalnızca Arapçada korunabilmiş birçok sözcük de kaybolmuştur.


Bu dilin ne gramer ne de dil bilimi kitapları bulunuyordu. Çünkü Süryaniler Araplar gibi kendi dillerini en sade ve doğal şekliyle kullanıyorlardı. İlk gramer kitabı 7.yüzyılın sonlarında oluşturuldu.


DİLİN KORUNMASI, SÖZLÜKLER VE ŞİİR ÖLÇÜSÜ


Malatya, Urfadan sonra Süryani dilini öğrenmek isteyenlerin eğitim merkezi oldu. Oradaki Büyük kilisede, Barebroyonun “Semhe” adlı eserinde bazılarının isimlerini andığı, gramer ve filoloji alanında uzmanlar yetişmiştir. Bunlardan biri XI. ve XII. Yüzyıllarda yaşamış, saygın bir papaz olan Malatyalı Abdukosdur. O öğrencileri için, onlara dikte ettirdiği okuma derslerini de içeren, filolojik bir seri hazırladı.




Bu okuma derslerinde, dilin korunması ve karışıklığa engel olunması için özel simgeler ve noktalama işaretleri kullandı. Bu simge ve noktalama işaretlerini daha sonra kendi adını taşıyan bir kitapta topladı. Yakup BarTalyo, Süryanice için faydalı bilgiler içeren “Diyalog” adlı eserinde Süryani dilini, onun akıcılığını, onda meydana gelen bazı değişikleri inceleyen özel bir bölüm hazırladı. 


Sözlüklere gelince, Batı Süryanileri bu konuda çalışmaları olmamıştır. Onlar, Doğu Süryanilerin eserlerine güveniyorlardı. Yani Dr. Hunayn Bar İshok (873), Dr. Yeşu Bar Ali (1001) özellikle Alvanoyo’lü Dr. Hasan Bar Bahlul’a ait sözlükleri kullanırlardı. Bazı edebiyatçılarımız kendilerinden önce yaşamış bilginlerin eserlerindeki filolojik temalardan yararlanarak Hasan Bar Bahlu’un eserine çeşitli katkılarda bulundular. Hasan Bar Bahlul’un sözlüğünün pek faydalı olmayan özetlenmesi Mafiryan Şemun (1724) tarafından yapıldı. Bar Bahlul’un Süryanice Ermenice ve bazı kelimeleri Arapça olan sözlüğünün bir nushasını ABD. Boston Semitik eserleri Müzesi Kütüphanesinde 3980 numarada kayıtlı olarak bulundu. Kütüphanedeki bu nüsha Gergerli Metropolit Efrem Ankoyo tarafından 1659 yılında nakşedilmiştir. Hiç şüphesiz bu eser Gerger’li Süryani yazarlarından biri tarafından Ermenice’ye çevrilmiştir. İlk Sözlüklerin dışında, günümüzde Süryaniler üç yeni sözlük kullanırlar. Bunlar; 1887-1891 yılları arasında Süryani Maruni olan Papaz Gabriel Kardahi tarafından yazılan “Albab Gazo Dleşonö Süryoyo, Hadiya Dleşonö Oromoyo”, 1897 yılında Süryani Keldani Metropoliti Tuma Odo tarafında yazılan hacimli sözlük ve 1900 yılında yine Süryani Keldani Metropoliti Yakup Avgin Manna tarafından yazılan sözlük.


Tikrit’li Antun tarafından (825-840) yılları arasında hazırlanan “İdathö Darhitruthö(Retorik Bilgisi)” adlı eserin bir eşdeğerlisi ne kendisinden önceki ne de sonraki eserler arasında bulunmamaktadır. Bu muazam eserdeki beş şiirin dördü yazıda akıcılık ve açıklığa; yazarın yaratıcılığını çok açık bir şekilde gösteren filolojiye ayrılmıştır. Son şiiri ise, şiirde kullanılan edebi sanatlar ve şiirin ölçüleri konusundadır. Bu güzel eseriyle önemli bir boşluk giderilmiş, gelecekteki çalışmalara yol açılmış ve büyük bir başarı elde edilmiştir.


Yukarıda daha önce değinilen “Dialog” adlı eser retorik konusunda bir inceleme ve yazarı olan Yakup BarTalyo’nun (1241) yaşadığı döneme kadar ki şiirin durumunu gösteren bir şiiri içermektedir. Bu eser ayrıca Aristo’nun “Poetics” adlı eserinin tragedya ile ilgili bölümlerinin Süryanice çevirisini içermektedir. Aristonun bu eseri Abu Başar tarafından Arapçaya çevrilmişti.

Süryanice şiir; temel olarak inançsal öğretileri insanların kafalarına yerleştirmek ve değişik türdeki duaları makamla sağlanan bir uyum içinde sunmak için oluşturulmuştur. Aziz Mor Efrem başarıyı şiirleriyle yakalayınca, daha sonraki nesiller onun yolundan ilerledi.


Süryanice şiir (Mşuhto) ikiye ayrılır: şiirler ve ilahiler. Şiirlerin üç tür hece ölçüsü vardır. Bunlar: Yedili ölçü veya Aziz Mor Efrem tarafından bulunduğu için “Efremi” ölçüsü, Beşli ölçü veya Boleş Episkoposu Mor Balay tarafından bulunduğu için “Balayi” ölçüsü, Oniki ölçü veya Suruçlu Mor Yakup tarafından bulunduğu için “Suruci” olarak bilinen ölçülerdir. Tikrit’li Antun’un eserinin beşinci şiirsel makalesinde belirttiğine göre, şairlerimiz şiirlerinde onaltıya kadar uzanan değişik hece ölçüleri kullanmışlardır. Bunlardan biri de Antun tarafından bulunmuş ancak kullanımı genellik kazanmamış olan sekizlik hece ölçüsüdür. Bu şiirlerin çoğu ibadet esnasında okunmak veya halka inançsal esasların, erdemli hayatın öğretilmesi için düzenlenmiş ve çoğunlukla uzun şiirlerdir. Özellikle Suruç’lu Mor Yakup’un Rab Mesihin çekmiş olduğu acılar ve yaratılışla ilgili şiirleri, üçbin beyitten fazladır. Urfalı İshokun da şiiri 2136 beyittir.


İlahiler ise, nağmelendirilen manzumeler (madroşe) olup, dörtlüden onluğa kadar uzanan hece ölçüleriyle yazılan dizelerden oluşur. Bazı uzmanlar, gerçekten Aziz Mor Efrem’e ait veya O’na ithaf edilen ilahilerin yetmiş beş çeşit makam saymışlardır. Bu ilahilerin bazılarında nakaratlar da vardır. Bu ilahilerin makamlarını göstermek amacıyla, ilahilere başlık olarak, iyi bilinen bir ilahinin ilk satırı eklenir.


Diyalog şeklinde, yedili hece ölçüsüyle yazılan, alfabetik olarak düzenlenen “Sugithö” madroşe (manzumeler) türlerindendir. Örneğin; Episkopos Gevergi Dıame tarafından kaleme alınan Meryemana ile Melek Cebrail, Meryemana ile Mğuşe (İsa Mesih’in doğuşu için, doğudan gelen Süryani Krallar) ve Hz. İbrahim ile onun kurbanlık kuzusu arasındaki diyaloglar gibi.


IX. yüzyılın başlarında Süryaniler, Arapların yaptığı gibi şiirlerinde kafiyeyi kullanmaya başladılar. Bazıları Arapça’yı çok iyi öğrendikten sonra, şiirlerini tek bir kafiyeyi bütün şiirde yada bir ikilik veya dörtlük boyunca kullanarak yazdılar. Daha sonra da düz yazılarında (nesir) kafiye kullandılar.


XIII. yüzyılın sonlarında bazı Süryani şairleri Arapça’daki cinas, tezat gibi edebi sanatları çok fazla kullanmaya başladılar. Bu şairler çalışmalarında, şiirdeki düzen ve içerik arasındaki ince dengeye zarar veren içi boş, süslü ve kapalı sözcüklere ağırlık verdiler. Böylece şiirleri zaafa düşerek bozulmaya yüz tuttmuş ve gerilemiştir. Onları Süryani Nasturi yazarlarından Hamis Bar Kardahi ve Abed Yeşu Savboyo’nun (1290-1318) şiirleri yanılttı.

XV. yüzyılın ortalarında, XVI ve XVIII. Yüzyıllardaki bazı şairlerimiz Savboyo’nun tarzına yöneldiler. Bunlar Humus’lu iki rahip olan Toma ve Davud; Savboyo’yu bazı şiirlerinde takip eden, Lübnanlı Patrik Nuh ve Onu kafiyeli nesirleriyle izleyen Patrik Nematallah, Metropolitler; Hah’lı Sarkis, İbaroyo’lu Yusuf ve Katarbil’li Hori Yakup’tur.


Diğer taraftan eskilerin bunlara karşı gelerek, eski şairlerin yolunu takip edenler ise, Hedloyo’lu Patrik Behnam (1454), Turabdin’li Mafiryan Şemun (1740), Beth Man’amli Episkopos Yuhanon (1825) ve Anhıl’li Metropolit Zeytun’dur (1855).

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder