7 Temmuz 2012 Cumartesi

Teozofi

Teozofi terimi, sözlük anlamıyla ele alınırsa iki Yunanca kelimeden oluşmaktadır; theos, yani “tanrı” ve sophos, yani “bilge”. Buraya kadarı doğru olmakla birlikte devamındaki açıklamalar teozofi hakkında net bir fikir vermekten uzaktır. Webster sözlüğü teozofiyle ilgili en orijinal tanımlamayı şöyle getiriyor: “Tanrı ve yüksek seviyeli varlıkların bağlantı kurdukları farzedilerek ve fiziksel işlemler, bazı kadim Platoncuların teürjik operasyonları ya da Alman ateş felsefecilerinin kimyasal işlemleri sonucunda da insan üstü bir bilgiye erişmesi.”

Vaughan sözlüğü ise çok daha iyi, daha felsefi bir tanımlama getirmektedir. “Bir teozof” demektedir, “size, bir vahiy olarak değil ama kendine ait bir ilhamı barındıran ve bunun temelini oluşturduğu Tanrı’ya ait bir teori ya da Tanrı’nın eylemlerini sunan kişidir.”
Bu görüşe göre her büyük düşünür ve filozof, özellikle yeni bir dinin, felsefe okulunun veya mezhebin kurucusu mutlaka bir teozoftur. Dolayısıyla teozofi ve teozoflar, insanların içgüdüsel olarak kendi bağımsız düşüncelerini ifade etmelerine neden olan henüz olgunlaşmamış düşüncelerinin ilk parlayışlarından beri vardırlar.

Hıristiyanlık Çağı’ndan önce de teozoflar vardı, bununla birlikte Hıristiyan yazarlar *Eklektik (*Pek çok farklı kaynağı kullanarak, kendi stilini yaratma sanatı) teozofik sistemin gelişimini kendi çağlarının üçüncü yüzyılının erken dönemine yüklemektedirler. Diogenes Laertius ise teozofiyi, tarihini daha eskiye attığı Ptolemy hanedanının dönemine dek izler ve bu hanedanın kurucusunun da Pot-Amun adındaki Mısırlı bir kahin olduğunu ifade eder; bu bir *Kıpti (*Mısır asıllı Hıristiyan) ismidir ve bilgelik tanrısı Amun’a adanan bir rahibi ima etmektedir. Ne var ki tarih teozofinin Yeni Platoncu Okul’un kurucusu olan Ammonius Saccas tarafından yeniden canlandırıldığını göstermektedir. Tüm mezhepleri, halkları ve ulusları tek bir ortak inanç altında uzlaştırmak Ammonius’un hedefi ve amacıydı; bu inanç tek bir yüce, ebedi, bilinmeyen ve isimlendirilmemiş güce sahip olan, değişmez ve ebedi kanunlarla evreni yöneten bir inançtı. Ammonius’un amacı, teozofiye ait primitif bir sistemi kanıtlamaktı; bu sistem ise başlangıçta aslında tüm ülkelerde benzerdi, tüm insanları çekişmelerini, birbirleriyle olan mücadelelerini bir kenara koyup, tek bir ortak annenin çocukları olarak, böylece insan unsurunun yarattığı kirlilikle zamanla bozulmuş ve üzeri örtülmüş olan kadim dinleri saf felsefi ilkeler altında toplayarak ve yorumlayarak arındırma amacında ve düşüncesinde birleşmek için ikna etmeye yönelikti. Böylece, Budist, Vedantik ve Magi inancı ya da Zerdüştlük sistemleri Eklektik Teozofi Okulu’nda tüm Yunan felsefeleriyle birlikte öğretilmekteydi. Dolayısıyla, Budist ve Hint niteliklerinin hakim olduğu kadim İskenderiye Teozoflarının arasında anne babalara ve yaşlılara olan saygıdan dolayı tüm insanlık için kardeşçe bir sevgi, hatta dilsiz hayvanlar için bile şefkat dolu bir sevgi vardı. İnsanları kendi ülkelerinin kanunlarına göre yaşama görevini benimsetmeye yönelik bir ahlaki disiplin sistemi kurmayı isterken, mutlak bir gerçek üzerine düşünme ve araştırma ile zihinlerini yükseltmek temel hedefiydi, çünkü herkese ulaşmak ona göre çeşitli dini öğretilerden, çok akortlu bir enstrümandan tek bir ahenkli melodi çıkarabilmek gibiydi ve bu, her gerçekten seven kalpte karşılık bulabilirdi.

Bu durumda teozofi, kadim Bilgelik-Dini olmaktadır; bu, bir zamanlar her kadim ülkede bilinen ve uygarlaşma üzerinde de hakkı olan ezoterik doktrindir. “Bilgeliği”, tüm eski yazınlar bize İlahi Prensipler’in yayılımı olarak göstermektedir ve bunun belirgin olarak kavranışı şu isimlerde sembolleşmektedir: Hintli Buda, Babilli Nebo, Memphis’li Thoth, Yunanistanlı Hermes; lakaplarda ise tanrıçalardan Metis, Neitha, Athena, Gnostik Sophia ve nihayet “bilmek” kelimesinden türeyen *Vedalar (*Vedalar Aryenlerin kutsal kitabıdır ve”veda” sözcüğü “vid; yani bilmek” eyleminden türetilmiştir) Böyle bir organizasyon altında, Doğu’nun ve Batı’nın tüm kadim filozofları, eski Mısır’ın kahinleri, Aryavart’ın Rişileri, Yunanistan’a ait *theodidactoi (*Tanrı düşüncesi, Tanrı’dan öğrenilenler), okült ve gerçekte ilahi olanın tüm bilgisine sahip olmaktadırlar.

Eklektik Teozofi’nin ana düşüncesi, basit bir “bilinmeyen ve bilinemeyen Mükemmel Öz” düşüncesidir ve örneğin *Brihadaranyaka Upanishad da (*Hinduizm'in kutsal kitaplarından biri) “kişi bileni nasıl bilebilir?” düşüncesini araştırmaktadır. Sistemi, üç ayrı nitelik ile karakterize edilmiştir, bu, yukarıda Öz olarak adlandırılan teoridir ve insan ruhunun doktrini, onun bir yayılımıdır çünkü aynı doğaya ve teürjiye sahiptir. İçinde bulunduğumuz materyalist çağda Yeni Platoncuları yanlış tanınmaya yönelten de işte bu “teürji” bilimidir.
Teürji esas olarak insanın ilahi güçlerinin doğanın kör güçlerine itaat etmesi sanatıdır, bu sanatı uygulayanlara ilk olarak “majisyen” denilmiştir; ki bu da bilge veya bilen insan anlamında olan “Magh” kelimesinin bozulmuş, yozlaştırılmış halidir.

Helena Petrovna BLAVATSKY

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder